Dilay Çapar
Ve Allah Dilay'ı yarattı...
Bu lacivert gözlü dilberi anlatmak gerçekten zor.Onu anlayabilmek için tanımak gerekir. O kadar çok konuya burnunu sokmuştur ki bunu ilişikteki vesikasından da hemen anlayabilirsiniz. O, tabiri caizse tam bir "sosyal varlık" ve komple sporcudur. Spora ilkokulda atletizmle başladığını söyler. Daha sonra nedense tenis kortlarına transfer olmuş ve sonunda cazip teklifleri geri çevirmeyerek basketbol hayatına atılmıştır. Bu, okulumuz için de bir kazanç (!) olmuş ve ilk defa bu yıl Kız Basketbol takımımız Türkiye Şampiyonası'na gitmeye hak kazanmıştır. Fakat Dilay gene de dertlidir. Aile camiasının Üniversiteye hazırlandığı için ODTÜ'de oynamasına izin vermediğinden yakınmaktadır. Antremansız kalan arkadaşımız çareyi sık sık Anıtkabir'in etrafında Ata'ya saygı koşuları düzenlemekte ya da yarış bisikletiyle Anadolu Dersanesi kıyılarına uzanmakta bulmuştur. Boş dersleri de oldukça faydalı geçiren Dilay, senebaşından beri bahçedekipotanın dibinden ayrılmadı. Lise sonları kandıramadığından olacak kendi boyuna uygun birinci sınıflarla hararetli maçlar çeviriyor. Güngör Hanım onu tam bir "basketkolik" olarak değerlendirmektedir.
Dilay hocalar tarafından oldukça iyi tanınır. Bunu derslerde sorduğu anlamlı (!) sorulara, en ön sırada Gökşen, Pınar ve Alev'le oluşturduğu koalisyona sınavlarda da devam etmek istemesine bağlıyoruz. Bu yıl ortalamasının düştüğünden ve ders çalışamadığından şikayet ediyor. Eh! ilk dönem teşekkür alarak ispatladı da...
Müzige çok meraklı olan arkadaşımızın şarkı söylemesine bir türlü engel olamıyoruz. En büyük özelliği de "U.S. Rock" adı altında adı sanı duyulmamış bir sürü ggrup dinlemesidir. Jethro Tull ve Deep Purple düşmanı olduğundan Tiryaki'nin tüm şimşeklerini üzerine çekmiş fakat sonradan Dire Straits ve Electric Light Orchestra da dinlediği anlaşılınca sempati kazanmıştır. Ortaokul sıralarında gitar çalmak, hatta bir grup kurarak "Let it be"yi yorumlamak gafletinde bulunmuştur. Ardından bunun ne büyük bir hata olduğunu kendisi de kısa sürede anlamış böylece şarkıcılık hayatına başlamadan son vermiştir.
"Laylay " bu yıl verilen hiçbir partiyi kaçırmamaya özen gösterdi. Lakin dans konusunda Selvi ve Şehvar'la anlaşamadığı için kendine özgü stiliyle kolonların önünde yeni bir ekol yarattı. Ne kadar cazip (!) dansettiği ufak olaylarla kendisine aksettiriliyor.
Dilay'ın ilginç fikirlerinden biri de hazırlık sınıfından beri astronot olmak istemesiydi. Ne var ki Uzay Mekiği Challenger'in düşmesinden sonra altı yıllık hayalinden vazgeçerek deniz dibine merak saldı. Fakat kışın denizin oldukça soğuk olacağını söyleyerek sağlığına düşkün arkadaşımızı bu idealinden de vazgeçirdik.
Söz sağlıktan açılmışken ister istemez aklımıza "Dengeli Beslenme" geliyor. Dengeli Beslenme deyince de Dilay... Bir manav dükkanı düşünün. Sandıklarda dizili sıra sıra elmalar, havuçlar ve en cinsinden armutlar! İşte Dilay'ın hergün çantasını taşırken ağırlık çalışmasının sebebi. Her ne kadar havucun güzel gözlerine, elmanın da cildine yaradığını söylemekteyse de armudun faydalarını açıklayamamaktadır.
Laylay'ın en az meyveleri kadar meşhur kaşlarını tarama hastalığı da kızlar tuvaletinde ayna sırası bekleyenleri deli etmektedir. Ayrıca her mimiğiyle yüzünün değişen rengini de pancardan aldığı rivayet edilir.
İçinden geldiği gibi devranan bu insancıl arkadışımıza ODTÜ'de ve tüm hayatında başarılar dileriz. Güzel gözlerine nazar değmesin...