Ahmet Erhan Çelik
Saçlarını tarama, ayakkabılarını boyama ve gömleğinin kravat düğmesini kapalı tutma gibi alışkanlıkları olmayan, sınıfımızın renkli simalarından birisi, kuşkusuz yan fotoğrafını görmek zorunda kaldığınız AHMET ERHAN ÇELİK'dir.
Kendisi, yukarıda belirtilen özelliklerinin yanısıra zekası, ilginç kişiliği, çalışkanlığı, çelebiliği, usluluğu (!!!) ve yerinde yaptığı özgün espirileriyle dikkate değer bir öğrencidir.
Erhan arkadaşımızın ilginç özelliklerinden birisi soğukkanlılığı ve zaman zaman takındığı (doğruya doğru bazen de gereklidir.) o kayıtsız pervasız tavrıdır. Bir sınav mı var? Hiç önemli değil. Erhan hergün sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa yaptığı şehirlerarası yolculuğun sabah bölümünde (Bayrak Garnizonu - Ankara, 50 km) o gün hangi dersten sınavı varsa çalışır ve büyük olasılıkla da kötü not almaz. Bu yıllardır da böyle sürmektedir.
Az önceki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Erhan dersleriyle öyle pek içli dışlı değildir, olmayı da pek istemez. Fakat bu yıl, bizleri "bir dersten" aldığı garip karne notuyla şaşırtmış ve üzüntüye boğmuştur. Bu ders bir çoğunuzuntahmin edeceği gibi "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" dersidir. Erhan'ın yakından şefkat gösterdiği bu dersten, orta birinci sınıftan bu yana beşten yukarı notu olmamıştır. Zaten "her birinci dönemde de" bu dersi zayıf getirmiştir. (Üzüntüyle belirtelim bu yıl o güzelim geçmiş yıllardan kendini soyutlamıştır.) Acımızın ana kaynağı da birinci karne notunun niceliğidir. Yılların sağlam geleneğinden sonra, karnesine, bu dersin karşısına tam tamına dokuz (9), (9) rakamını oturtmuştur. Şu gaflete bakın. İntihar için mükemmel ortam. Yalnız sevinin; zira Erhan sözverdi bir daha böyle şeyler yapmayacak (Lise bitiyor demeyin, Erhan, YÖK'ün yakında Üniversitelere din dersi koyacağını iddia ediyor. Biz de ne olur, ne olur dedik, önlemimizi aldık.)
Sabahın çok erken saatlerinde 6 - E sınıfının önünden geçersiniz, içeri bir göz atın; sıranın üstüne oturmuş birinin yemek yediğini görürsünüz. Kuşkusuz gördüğünüz Erhan'dır. Her sabah eline aldığı "en az" yarım ekmek arası nevaleyi kıtılıktan çıkmış gibi yemesiyle nam salmıştır. Günde beş (5) öğün yemezse zafiyet geçireceğini söylemektedir. Hatta yaz aylarında öğün sayısının, altıya, yediye çıktığı anlatılmaktadır. Bu kadar çok yemesine karşıt Erhan sırım gibidir. Bu haliylede bizi sinir etmektedir. Biz su içtiğimizde dahi kilo alırken Erhan kuzu bile yese bir kilo ağırlaşmaktadır (Laf aramızda bir oturuşta "bir kuzu" yiyebilir.) Ya da sürekli boyuna uzadığından biz farkında olamıyoruz. Ama ne olursa olsun Erhan'da bir gram fazlalık yağ bulamazsınız. Boğazına böylesine düşkün arkadaşımızın duacısı olan çoktur. Örneğin midyeciler, hamburgerciler, tatlıcılar, dönerciler günde üç posta Erhan'a dua etmektedirler. Zira onlara göre "Erhan tanrının bir lutfudur."
Erhan'ı Erhan yapan en önemli özelliğide okuyan ve düşünen insan olmasıdır. Bu özelliğinin verdiği saha ve seyirci avantajıyla girdiği müsabakalardan (afedersiniz tartışmalardan) konfeti ve alkış yağmuru altında ayrılmasını her zaman bilir. Siyaset ekonomi, felsefe, toplumbilim onun en çok kafa yorduğu konuları içerir. İdealini de çok katı biçimde, bu yol üzerinde belirlemiştir. Erhan için başka seçenek sözkonusu değildir.
Üzerine çok şey yazılabilecek arkadaşımıza, Üniversite yaşamında çok sevdiği YÖK ile huzur ve mutluluk dolu günler umut ederken, tüm başarıların onun olmasını dileriz.