6-MAT-E · NO. 1383

Tuba Ozantürk

Tuba için her çorbada tuzu vardır yada her tarakta bezi vardır diyebiliriz. Sportif faaliyetlere ilgisi olan arkadaşımız, ilkokulda başladığı basketbol çalışmalarına tüm tepkilere rağmen devam etmektedir. Birara voleybola da merak duyan Tuba, basketbol aşkı nedeniyle voleyboldaki suculuk görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır. Böylelikle o güzel parmaklarını (!) voleybol toplarına hasret bırakmıştır. Bunların yanında gerek Anadolu Folklor Vakfı'nda, gerekse okulda folklor ekibinde yer almıştır. Bu tür sosyal faaliyetleri nedeniyle önemli bir çevre edinmiştir. Bu çevresini folklor ekibiyle gittiği İtalya, Fransa, Almanya gibi ülkelerde de genişletmeyi amaç edinmiştir.

Arkadaşlarıyla olduğu kadar öğretmenleriyle de çok iyi bir diyalog kurabilen Tuba, bu sene bu kabiliyetini iyice gözler önüne sermiştir. Bu sayede bazı öğretmenlerimizin de dediği gibi birçoğunun "sağ kolu" olmuştur. Bu sene ortaya çıkan yeşil bitkilere karşı ilgisi de teşekkür belgesi almasına neden olmuştur.

Tuba, arkadaşlarını iki sınıfa ayırır: yanında yemek yiyebileceği ve yiyemeyeceği insanlar. Ne yazık ki bazılarımıza onu yemek yerken görmek kısmet olmamıştır (!). Bakalım, hep böyle mi gidecek?

En çok sevdiği şeylerden biri de dersane çıkışlarında Kızılay'dan Bahçeli'deki evlerine kadar yürümektir. Bu uzun yürüyüşlerden dolayı ayağında çıkan yaralar bile onun yürüyüş programını asla aksatamamıştır.

Her zaman için "ilk" olmayı seven arkadaşımız, daha orta 1. sınıfta başlattığı akımlarla önderimiz olmaya çalışmıştır. Zaman zaman liderliği başkalarına bıraksa da, sonuçta büyük ihtilâllerle yine başkanlık tahtına oturur. Lise son sınıfta sınıflarımızın karıştırılmasına rağmen yeni arkadaş- larla en çabuk anlaşan kişi olmuştur. Bu özelliği dolayısıyla sınıf başkanlığı ona lâyık görülmüştür. Önceleri bu seçim sonucuna çok sevinen arkadaşımız, zamanla görevinden soğumuştur. Buna etken herhalde Çetin Bey'le olan sıkı muhabbetleridir.

Yaz arkadaşlarına karşı duyduğu derin duygular, onun tüm kış boyunca yaz özlemi içinde yaşamasına neden olur. Bu özlemini, onları sömestr tatillerinde evinde ağırlayarak az da olsa giderir.

İstediği anda ağlayabilme yeteneğine sahip olan Tuba'nın, ne zaman gerçekten, ne zaman şakadan gözyaşı döktüğünü biz bile oldukça zor anlarız. Bu özelliğinden dolayı birçok dram oyunlarından teklif almasına karşın, ısrarla bunları reddetmişir.

Derslerden canı sıkıldığında arkadaşlarının yakasına sarılıp "Lali, lali" diye bağırmak, onu deşarj eden olaylardan biridir. Tabii bu deşarj olma süresi oldukça uzun sürer ve bu süre içinde yakasına yaptışığı kişinin - ki bu şahıs daha çok Ebru olur - bunalıma girmesine neden olur.

Büyük bir sanat aşkına sahip olan Tuba, sinemaya gitmekten zevk alır, öyle ki, birara Ankara'daki sinemalarda gösterilen tüm filmleri ezberlemişti. Lise sonda derslerinin yoğunlaşmasından dolayı olsa gerek, ancak birkaç filme gidebilmiştir. Bu eksiğini de Cuma okul çıkışlarında sınıftaki kız arkadaşlarını evinde ağırlayıp, vido seyretmekle gidermeye çalışır.

Tuba, aramızda yardımseverliği ile tanınır. Hiç kimseyi ayırt etmeden, elinden geldiğince dertlerimize ortak olur. En sevmediği kişiye bile bir kötülük gelmesini istemez. Arkadaşlarını savunma özelliğinden kanına geçmiş olacak, ileride de avukat olmak ister. Bu mesleğe kolayca adapte olacağından eminiz.

Bunca yazılan şeyden sonra Tuba'yı en kısa şekilde şöyle tanımlayabiliriz:

Arkadaşlık, Lirizm, İyimserlik.

Tuba Ozantürk sayfasının taranmış hali