Şebnem Demirsoy
Bundan 2 yıl önceydi. O zamanki 4-C okulların açılmasıyla derin bir yasa bürünmüş, kendisini sınıfa kapatmıştı, hatta yerlerinde sessiz sessiz oturanlar bile vardı. Oysa bugünün şanslı günleri olduğunu, kendilerine değerli bir şey kazandırdığını zamanla anlayacaklardı. Yusyuvarlak yüzlü, masum bakışlı Şebnem'i kapıda görür görmez 43 kafada 43 ampul yandı. Yoo, buradaki yanlışı hemen düzeltelim 43 ampul yanmadı, çünkü bazılarının amplü sönmez, devamlı yanardı, bazılarının ise hiç yoktu. Kimi kendisine her tenefüs çay ısmarlayacak, kimi de o yılki abonman ihtiyacını karşılayacak birini bulduğu için sevinçliydi. Bazılarının gözü yanaklarına takılmış, yüzlerine sadist bir gülümseme yerleşmişti. Birisi ise bu sınıfa 2 Şebnem'in fazla olduğunu, en kısa zamanda bir düello yapılması gerektiğini düşünüyordu.
İşte Şebnem aramıza böyle katıldı. Bizden biri olup çıktı. Fakat 2 yıl boyunca kendisine gösterdiğimiz yakın ilgi ve sevgiye karşın neden biyoloji sınıfına kaçtı, bir türlü anlayamadık.
Onun en belirgin özelliklerinden biri duygusallığıdır. Buna çare bulmaya çalışanlara karşı inatla direnmektedir. Herkesin derdini kendine dert edinir ve göz yaşlarını cömertçe harcar (Bu dert senaryo yazarınca uydurulmuş bile olsa) Ama kendi yararına olan şeyleri pek dert edinmez. Örneğin dershane. Biz ilk derse yetişmek için sabahın köründe, homurdanarak uyanıp, yola düşerken, saygıdeğer hanımefendi kardeşiyle sabah muhabbetini yapıp, ailesiyle aheste kahvaltı ettikten sonra öğleye doğru sınıfımızı onurlandırır. Allahtan aynı alışkanlığını okulda uygulamaz, aksine biyoloji dersine yetişip, okulu haziranda bitirebilmek için sabahın erken saatlerinde durakta belirir.
Koyu bir feminist olan kardeşimiz kadın-erkek eşitliği konusunda özellikle erkeklerle saatlerce tartışacak kadar iddialıdır. Genelde düşük olmayan çenesi, bu konu açılınca alır başını gider. Alıp başını giden sadece çenesi değil, çevresindeki erkek dinleyicileridir de. İşte bu yüzden Şebnem çoğu zaman eve yalnız dönmek zorunda kalır.
Bir türlü işlerini ayarlayıp zamanında yetişemediği, sınıf partilerine, her seferinde son kişi olarak katılır. Kimisinde koşmaktan yanakları kızarmış, kimiside ise yağmurda sırıl sıklam olmuş ve yapılmış saçlarındaki o nefis (!) kokuyla.
Bu konuda sınıf tarihinde önemli bir hizmeti olmuştur ki değinmeden edemeyeceğiz. Daha öncekilerin karpuz seçer gibi adam çağırdığı partiler yerine, herkesin davetli olduğu, o güne kadar görülmemiş biçimde kaynaştığı ilk partiyi vermiştir.
Bir de insan sevgisi var ki umarız bu sevginin karşılığını fazlasıyla görürsün, çünkü sen herkesten çok sevilmeye layıksın.