Figen Sarısu
KÖRLE YATAN ŞAŞI KALKAR!
Boşuna denmemiş. Bu tatlı arkadaşımızda bizimle birlikte 4 yılda büyük ilerlemeler kaydederek bu güzel okulumuza öyle alıştı ki, her gün gelip gitmekten bir türlü bıkmadı, usanmadı.
Yaz-Kış demeden her sabah 7,30 da güler bir yüzle okula gelen arkadaşımızın bu halinden sık sık şikayet ettiği bilinse de nedense yazılı günleri pek sesi çıkmaz! O kadar geldiği yetmiyormuş gibi çıkışlarda da kardeşinin onun yokuştan ne kadar erken ineceğini dört gözle beklemesi bizde önceleri aşırı bir okul sevgisi izlenimi bırakmışsa da, arasıra duyduğumuz "öff! Bu okul da bitmedi ki kurtulalım!" Sözleri çelişkiye düşürmüştür.
Hazır kardeş lafından bahsetmişken Figen'in kardeşlerinden söz etmeden geçemiyeceğiz. Okulumuzun aile ağacını Sarısu kardeşler olarak şereflendiren bu 3 kardeşin okula ailece gelip gitmesi bize ve öğretmenlerimize "maşallah!" dedirtmiştir. (Ailece gelmeleri de bir sevgi örneğimi acaba?). Ancak 6--E'de ki abisinin yaşını ve aynı sınıfta olmaları sebebiyetini gerek arkadaş ve hatta öğretmenlerine açıklamaktan bıktığını sanıyoruz.
Bir zamanlar bu açıklama gafletinde bulunduğu iyiliği, yazılılarda da ayenen devam ettirmesi neticesi çevre arkadaşları tarafından çok çok iyi bilinir. Yazılılar dışında 45 dakikalık zevkli derslerimizi iyice sindirebilmek için ayaklarını boylu boyuna uzatıp, dersi bir 'hoş sada' içinde dinlemesi, hocalarımızın "ooh! sizdeki keyif krallarda yok! Biz burada sabahtan akşama kadar ayakta ders anlatalım, siz yan gelip kurulun" denmesiyle kedere dönüşmüştür. Bunun üstüne Öğretmenlerimizin veli toplantısında Figen için nedense (?) çok konuşuyor denmesi adet haline gelmiştir. Aslında derslerde sessiz ve sakin olan bu arkadaşımızın neden böyle nitelendirildiği bizim de önceleri merak ettiğimiz, daha sonra derslerde yaptığımız takiplerle işin kaynağını öğrendiğimizde öğretmenlerimize hak verdiğimiz bir gerçektir.
Buna da ses çıkarmayan Figen'in en büyük başarısı ise 4 yıl boyunca sürdürdüğü psikiyatristliktir, zira manic - depressive geçiren birine (!) nasıl davranılacağı, kapris, surat, şımarıklık gibi konuların üstesinden nasıl gelinebileceğini sınıfta sorabileceğimiz tek kişi sanırız odur.
Cuma günleri saat 4 de başlayan dershanesine yetişmek ise onun için bir sorun olmuştur. Çünkü Kızılay'a pek sevgili arkadaşları Özlem ve Mehtap'la giderken, otobüs faslı, uzun ince yollar ve dershaneye varışla saat çoktan 4 ü geçmiştir. Ama asıl sorun arkadaşlarından ayrılmamasıdır ki, bu da cüzi bir miktarda şeker ve çikolata parasıyla karşılanır... ve bu mutlu sonda hocasının, "Bir günde çay - pasta yemeden derse gelsene be adam!" demesiyle noktalanır.
Ve işte sıra geldi öğle yemeklerine! Figen'in her gün getirdiği yarım ekmekle nasıl şişmanlamadığını merak ederseniz, öğle teneffüsünde sarfettiği çabalar fazla kilolarını atmak için büyük bir avantajdır. Ancak "kızım, madem kıymanız var, neden köfte yapmıyorsunuz!" ya da "Annen bize ne zaman içliköfte yapacak?" gibi soru soran o tatlı arkadaşlarına nasıl dayandığı ve cevapları da merak edilmektedir.
Bundan sonra ki yaşantısında da hep böyle güler yüzlü sevimli cana yakın, anlayışlı ve başarılı olmanı içten temenni ederiz.
Tüm güzellikler seninle olsun.