6-MAT-A · NO. 1203

Nilgün Okur

Yıllardan bir yıl, günlerden bir gün, aylardan Mart'tı. Dahilerin ve çılgınların doğduğu ay. Takvimler ayın 11'ini gösteriyordu. Saatler de gece 11'e geldiğinde yıllardır sessiz ve sakin dönen, kendi halindeki Neptün güneşte sert bir açı yaparak birden parlamaya, ışıklar saçmaya başladı, dünyada da ortalık süt limanken bir anda canlandı ve Nilgün doğdu. Kendisi Kaf dağından indiğini ısrarla savunsa da, pek taraftar bulamamıştır. Nilgün doğduktan hemen sonra Balık burçlular kervanına katıldı ve uyum sağladı. Biz, her yıl bu günü onu bize gönderdiği için Tanrı'ya şükranla kutlarız.

O, yeni doğan günle birlikte konuşmaya başladı kısa zamanda büyüdüğü, 40 günlükken yürüdü ve iki aylıkken çevreye takdim edilmesiyle birlikte, edebiyatla tanıştı. O zamandan beridir de ne yazık ki bizi şiirlerinden ve yazılarından mahrum etmez.

6-A'nın içindeki Nilgün'ün analizini yaparsak, tüm çalışma potansiyelini 6 sene harcadığı için yedinci ve son senesinde dinlenmeye karar vermiş olduğunu görürüz. Dersleri sırasının üzerine kapanarak ve kimbilir neyi (?!) düşünerek geçirmesi tipik özelliğidir. Bunun sonucu olarak da, teneffüslerde genellikle yanağındaki kol izini yok etmeğe çalışır. Fakat Nilgün yine de sıra arkadaşı yüzünden ne uyumaya, ne de ders dinlemeye fırsat bulduğunu söyler. Arkadaşı onu o kadar sever ki, evdeki uykularını da kıskanır!.. Nilgün, okurken, uyurken, çalışırken her an telefon zilini ve arkadaşının sesini duymak için tetiktedir. O, her ne kadar arkadaşı hakkında böyle ciddi suçlamalarda bulunsa da biz özellikle Cuma günleri ondan şu lafı sık sık duyduğumuz kanısındayız.

"Hafta sonu doğumgünü partisine gideceğim, akşam tiyatroya davatiye var, pazartesiye de 100 soruluk test, ben ne zaman uyuyacağım?"

Objektif irdelemelerimiz sonucu Nilgün'ün şu sözünün de kulaklardan çıkmadığı sonucuna vardık: "İngilizce'de bana güven, tarihte size güveniyorum."

Çay ocağının baş müşterisi olan Nilgün, Webster ve çay hayranlarına bütün yıl güzel evinin kapılarını açmış, ve hatta bazan da açık bırakıp gitmiştir. Formunu nasıl koruduğu her zaman merak edilen bir konu olduysa da, biz sonunda bunu 6. sınıfta bile yılmadn oynadığı halk oyunlarına bağladık.

İlk dönem, Meriç'le sık sık birbirlerine bakıp "Daha fazla dayanamıyacağım" demeyi alışkanlık haline getirip, devamsızlık sınırını zorladıysa da, ikinci dönem ayağını yorganına göre uzatmaya karar verdi ve sınava kadar asmama konusunda kendisine verdiği sözü başarıyla tuttu. ve üniversiteye hazırlık testlerinde ilk elliye girmeyi başaramadıysa da, okulun demirbaşlar listesinde ilk elliye girdi.

Olgun davranışlarla asık suratı, neşeli davranışlarla şımarıklığı bir birinden çok iyi ayıran arkadaşımızı hiç yalnız bırakmaya gelmez çünkü kaburgalarını, kolunu kırmaya, liflerini birbirinden ayırmaya pek meraklıdır.

Tam bir Livanli hayranı olan Nilgün Livanecilere olan sempatisini de saklayamaz. Bunun yanında tüm gününün mutlu ve umutlu geçmesi için Dire Straits ve Scorpions albümleri yeterlidir.

Ve aradan yıllar geçecek. Koca koca başka başka sevimli binalar içinde bir gün, şu güzel sevimli binada (!) geçen yılları, şu güzel sınıfı, şu çok güzel arkadaşlıklarımızı anımsarken Nilgün gelecek gözümüzün önüne. O, Hasan Bey'e perma olmadığını kanıtlamakta kararlı olduğu saçları, o muhteşem kahkahası ile. Ve bu yıllığın kapağını her açışta en iyi, en tatlı, en candan dostu göreceğiz. Fakat bunca yıldır beraber olmamıza rağmen sakin hallerinden dolayı, çılgın mı, dahi mi olduğunu anlayamadık ama ne demişler kazma kürek yaktırınca Mart kapıdan baktırır (durumu kamufle etmek için), zaten yer etmiştir her yiğidin gönlünde bir yoğurt yemek ama damlaya damlaya göl olunca kızını dövmeyen akçe kara gün içindir.

Sıcağı ve güneşi çok seven Nilgün'ün, bol güneşli bir yerde yaşamasını ve aradığı sıcak kumları, sıcak avuçları, sıcak dostlukları bulmasını dilerken, son bir şey söylemek isitiyoruz.

"Güzel, çok güzel, oldukça güzel günler seninle olsun.!"

Nilgün Okur sayfasının taranmış hali