6-MAT-A · NO. 1932

Özlem Şakiroğlu

Saat 8 15 okulun yokuşunu tırmanan arasında, arasında ilginç saç modeli, mikili T-shirtü, kırmızı sırt çantası ve elinde tenis topu ile, yanındakine heyecanla birşeyler anlatıp zıplayan Özlem de var. Okula girerken neşe ile şarkı söylüyordu, sınıfa 'Ciao' diye bir çığlık atarak girdi. Çantasını bıraktı ve en yakın aynaya yöneldi şöyle bir baktı "Şu işe bak yine güzelim" derken, köşede "Omuzlarım neden küçük" diye ağlayan bir kız gördü. Ellerini göğe kaldırdı ve "Allahım benim neden komplekslerim yok, neden beni de tüm kulların gibi kompleksli yaratmadın" diye haykırdı.

Derse girdiler, bir kaç dakika sonra da sevgili arkadaşı Mehtap şenlendirdi sınıfı "Buongiorno" dediler birbirlerine. Eee dört yıldır yılmadan sürdürdüğü İtalyanca çalışmalarının meyvelerini topluyordu artık Tarih öğretmeninin "Özentiden başka bir şey değilsin" sözünü duymamazlıktan geldi. Doğal olarak Kanuni'nin seferlerini dinlemiyecekti. Evde tüm bunları masal gibi anlatacak bir babaya sahip olan hiç kimse dinlemezdi. Dil çalışmalarını açtı önüne. Her dilde 'Seni seviyorum' demesini bilmesinin büyük düşü Boğaziçi Mütercim Tercümanlık'ta bir yararı olacağını umuyordu.

Sabah yine yürüyerek gelmişti okula, ayakları çekiliyordu ama yakınmıyordu. Bayılıyordu yürümeye bazan sırf bu aşkla, inmesi gerekenden bir durak önce iner ve koşarak yetişirdi arkadaşlarına.

İkinci tenefüse girdiğinde, getirdiği çeyrek ekmeği bitirmişti. Sıra kendisine 'Hayır' diyemiyen zavallılarınkindeydi, öğle tenefüsüne kadar onları bitirecek, kantinde alacaktı soluğu. Yine de doymayacaktı. Özlem üzgünken, neşeliyken, sıkıntılıyken hep birşeyler yerdi. Aldığı armağanlar ya pasta ya çikolata olurdu, ve kendine verilecek en güzel armağanın pizzacıya götürmek olduğunu söylerdi. Sürekli zıplayan, yüriyen, koşan, konuşurken elleriyle kollarıyla konuşan birinin bukadar yemesine karşın şişmanlamaması doğaldı.

Sohbetleri sırasında meslek konusu açıldı. İçlerinden biri, 'makineli tüfek gibi hızlı konuşmasını değerlendirmesi gerektiğini söyliyerek, maç sipikeri olmasını önerdiğinde ukalalığından hiçbirşey kaybetmeyip, 90 dakikada iki maç dahi anlatabileceğini iddia etti. Meslek konusunda çabuk fikir değiştiriyordu, Bir yıl vakkorama'nın manken ilanlarına dayanamayıp kapılarını aşındırdıysada menejerini iyi seçemediğini sonradan anlamıştı.

Ve Müdür Bey'in İnkılap Tarihi Dersi... Bu derse bayılıyordu çünkü hazır Müdür Beyi yaklamışken tüm yıl kafasında takılı kalan sorularını sorabiliyordu. Gerçi,

- Öğretmenim Aşure Günü'nde niçin dansedemiyoruz? sorusuna aldığı yanıt

- Bu okulun öğrencileri seçilmiş öğrenciler ama çöpün çöp kutusuna atılması gerektiğini bilmiyorlar.

Gibi tatmin edici yanıtlar alırdı fakat arasıra "Gazetecilik ve Halkla İlişkiler"ide düşünen Özlem, soru sormaktan asla yılmazdı.

Bu öğle tenefüsünüde ip atlayarak geçimişti. Ayaklarında umar kalmamıştı. Güzellik uykusunun da saati gelmişti, başını yavaşça sıraya koydu. Son Marco Meydanı'ında buldu kendini. Uzaklardan tatlı bir fülüt sesi geliyordu. Uykusu çabuk dağıldı. Bu dersi kaçıramazdı, büyük zevkti onun için her din dersi bir paradoks atmak ortaya aldığı zil nöbetini alacak, dersleri iki dakika kısaltıp, üç dakika uzatmanın zevkini yaşıyacaktı.

Çıkış zili çaldığında O, neşeli, içten kahkahalarından birini atıp, çantasını taktı sırtına ve hayat felsefesi kabul ettiği şarkısını söyliyerek çıktı kapıdan,

"Dünyayı güzellik kurtaracak

Bir insanı sevmekle başlayaca Herşey!"

Özlem Şakiroğlu sayfasının taranmış hali