Acar Sertaç Komsuoğlu
Ve bir bahar sabahı Sertaç dünyaya geldi. Ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmesiyle mutfağın yolunu keşfetmesi hemen hemen aynı zamana rastlar. Çok küçük yaşta yemek yapmayı öğrenmesi ve yaptığı yemekleri çok beğenmesi enine ve boyuna gelişmesini sürdürmesini önemli ölçüde etkilemiştir. Atatürk Anadolu Lisesi'nin merdivenlerinden çıkarken yanlışlıkla spor salonuna girmiş, cüssesi ile kendini basketbol sporuna kabul ettirerek, takımın lades kemiği olmayı başarmıştır.
Sertaç'ın sakallarının kızıl renkte boy göstermesi küçük yaşta uğradığını tahmin ettiğimiz mutasyona bağlanmaktadır. Ancak sakallarında Milli Güvenliği tehdit edici unsurlar müşahade edilmiş ve derslerde zaman zaman sınıf dışı istirahatine karar verilmiştir.
Gür ve güzel sesinin müzik öğretmenlerinece takdir edilmesi onu güzel sanatlardan edebiyata yöneltmiş ve kendisine şu dizeleri layık görmüştür. "Avazeyi Ali'ye Sertaç gibi sal/Baki kalan şu mektepte bir hoş sada imiş", Değerinin okulda anlaşılamaması onu Fenerbahçe tribünlerine yöneltmiş ve gırtlak potensiyelini canından çok sevdiği kulübünün hizmetine sunmuştur.
Sertaç, nadir olarak bulduğu boş vakitlerini telsiz ve direksiyon başında geçirir. Kanalların yüce zeus'u bir akşam arabayla çıktığı Tunalı turundan Renault marka bir akordiyonla dönünce hem arabanın anahtarlarını, hem de kendine olan güvenini kaybetmiştir. Elim kazadan sonra telsiz muhabbetlerini de sınırlamış ve kendini derslere adamıştır.
Sertaç Komşuoğlu atıcılık dalında olimpiyatlarda, sınıfımızı temsil hakkını kazanmıştır. Bu konuda hicbir tevazu sınırı tanımadan "Altın kesiş" Ödülüne müstehak görülmüştür. Burada şu atasözünü de hatırlatmadan edemeyeceğiz: "Kılavuzu Sertaç olanın..."
Sertaç'ın aşikar özelliklerinden biri araziye uyumudur. Olaki o gün okul kurallarının dışına çıkmış olsun. Sümme haşa, olmaz ama diyelim ki oldu. Hemen durumuna göre bahaneler uydurur. Sakalını kesmediği gün cilt hastası, Kravatının olmadığı gün anjin (kaşkolle boynunu sarmak için) ceketini giymediği gün grip (paltosunu çıkarmadan oturabilmek için) olur. Bir başka özelliği de yazılı ve sözlülerden önce hasta, boş derslerde enerjik olmasıdır.
Sınfımızda rakip tanımadığı önemli konulardan biri de de vamsızlıktır. Okul takımındaki konumunu kullanarak okul tarihinin kara köşelerinden birine kurulmayı başarmıştır. Lise hayatı boyunca okula gelmediği günlerin toplamının aşağı yukarı bir ders yılı kadar olduğu hesaplanmıştır.
Derslerde değil ama yazılılarda gayretli ve faaldir. Kendine özgü yöntemlerle çevresindekilerle aynı kağıdı vermeyi her zaman başarmış, bu faaliyetleriyle öğretmenler arasında hev-i şahsına münasır bir ün yapmıştır.
Okulda büyük küçük herkesin tanıdığı ve çok (!) sevdiği Sertaç, zaman zaman bunun sıkıntısını çeker. Kendine meslek olarak Uluslararası ilişkileri seçmiş olması Hariciye vekaleti ve Ali-i Seniyye için gerçek bir talihsizliktir. Şunu hemen belirtelim ki Sertaç'sız eğlence 6 - Mat - D'siz okula benzer. Bahar mevsimini çok seven Sertaç'a karsız, kışsız; başarılı ve mutlu bir ömür dileyerek aşağıdaki şiiri ithaf ediyoruz:
"Kış kıyamet içinde geçti yıllarım
Hep baharı bekledim kavuşamadım
Gün geldi en yakınım yabancı oldu
Dostum ben bu dünyaya alışamadım."