6-MAT-E · NO. 983

Mert Sungur

18 yıl önce bir haziran gecesi, hemşire nurtopu gibi bir oğlan çocuğunun doğumunu müjdeler. Sonradan "Mert" adını alan bu bebek, güvenilir kaynaklardan edinilenbilgiye göre, doktorun ağlatmasına gerek kalmadan oksijen solumayı akıl etmiş, ancak ölçüyü fazla kaçırarak beyin hücrelerinin aşırı yüklenmesine neden olmuştur. Bu durum, sahip olduğu muzır zekâya ve ikili kişiliğe gerekçe olarak gösterilmektedir. Hayatının her döneminde bu yapısını çok iyi değerlendiren Mert, derslerde takındığı sessiz sakin tavırlarıyla pek çok öğretmeni etkilemeyi başarmış, zekâsı, derslerdeki başarısı ve çok yönlü ilgi alanlarıyla (?!) sivrilmiştir.

Bunlar madalyonun bir yüzü! İşin gerçeği şu ki, Mert, tam anlamıyla "Dr Jekyll ve Mr Hyde"ı aratmayan bir kişilik özelliği gösterir. Teneffüs zilinin çalışıyla birlikte uyanan ikinci kişiliği, görenleri hayrette bırakacak boyutlardır. "Saman altından su yürütmek" deyimi Mert için hafif kalır çünkü o saman altından nehirler aktırır.

Bang Bang Lucky Luke! Evlerinin önü kahve dibeği! Yallah şoför yallah! Kayseri! Bu ve benzeri birbiriyle ne kadar kelalâka, gürültülü şarkı, türkü ve tezahürat varsa bunları Mert'in sesinden duymak mümkündür. Belli mihrakların da katılmasıyla kısa sürede şov grubu tamamlanır. İşin ilginç yanı ise sınıfı azdırdıktan sonra, Mert'in çok masummuş gibi bir kenara çekilip azanların haline sinsice gülmesidir.

İmtihan önceleri Mert'in muzır neşriyatı iyice artar. Yazılıya çalışmak yerine (ne kadar inkâr etse de evde yeterince çalıştığına inanıyoruz), bu yönde çalışmayı hep tercih etmiştir. İlk başlarda bu şovları sadece arkadaşlarını psikolojik açıdan rahatlatma amacıyla düzenlediğine inanılmıştır. Ancak yaygın bir kanaate göre, bu davranışın temel sebepleri, sınıfın çalışmasını engelleyerek 9 ve 10'ları tek elde toplamak ya da imtihanın ertelenmesine sınıfı razı etmektir. Dünden bu işe razı olan birkaç kişinin de eklenmesiyle imtihan ertelenmesi işten bile değildir. Mert'in sırf "çalışamamış olanları korumak" amacıyla yürüttüğünü söylediği bu politika, son 7 yılın erteleme bilançolarına bakıldığında daha çok sinsi bir hastalık mahiyetinde tezahür etmektedir.

"Güüm!" Bu bomba patlamasını andıran sese çevreden "Mert, çantan düştü" seslerinin de katılmasıyla, doğru dürüst dengede duramayan çantasının düştüğünü anında kavrayan Mert, onu usulca yerden kaldırdıktan sonra, ince araştırmalar yaparak devireni bulmayı âdet edinmiştir. Bu gibi durumlarda genellikle "kısasa kısas" kanunlarını uygulamayı tercih etmiş, bazen de Ufuk'un bir türlü düşmeyen çantasını devirerek tatmin olmuştur.

Aşırı bir futbol hastası olan Mert, gönül verdiği Fenerbahçe ve Kayserispor'un başarısızlıkları yüzünden önceki yıllarda alıştığımız "koyu taraftar" niteliğinden uzaklaşmıştır. Öte yandan A milli futbol takımından ısrarla yapılan teklifleri her seferinde geri çevirmiş, standartları altüst etmemek için Türk futbolunu acı kaderiyle başbaşa bırakmayı uygun bulmuştur.

– "Mert, şu problemi çözer misin?"

– "Bu konuyu kim iyi bilir?"

– "Kim?"

– "x..."

Bu tür diyaloglar sonunda soru sahibini Çağlar, Tuna ya da Fatih'e göndermeyi tercih eden Mert, ne derece yardımsever olduğunu hepimize kanıtlamıştır. Çevrede kimse olmadığı zamanlar, "Ha, sahiden o konuyu hiç bilmiyorum. Nasıl çözülecek bu problem?" diyerek soru soranı içten çökertme taktiğini başarıyla uygulamıştır. Buna rağmen sorulardan kurtulamayan Mert, "genel dağıtımcılık" rolünün sökmediği anlarda problemlerle başbaşa kalmıştır.

Hatasız kul, sitemsiz dost olmazmış. Ama inanıyoruz ki sitem sevgiden doğar. Öğretmenlerimizin "melek", arkadaşlarının "melekimsi de şeytanımsı" olarak bildiği bu arkadaşımıza tüm yaşamı boyunca mutlu, sağlıklı, başarılı olmasını ve bu neşesini ve pratik zekâsını (?!) hiç kaybetmemesini dileriz.

Mert Sungur sayfasının taranmış hali