6-TAB-F · NO. 1391

Mustafa Arıcı

Yatılıların en sakini, en efendisi, en olgunu, medar-ı iftiharı... Evet! Mustafa'dan söz ediyoruz.

Mustafa'yı anlatabilmek için onu yakından tanımak gerekir. Biz şanslıydık bu konuda, 3 yıl boyunca aynı yatakhaneyi, aynı sınıfı paylaştık. Onun canayakınlığını, dostluğunu tattık. Açıksözlülüğü, dürüstlüğü, düzenliliğiyle bize örnek oldu. Bazen şakalaştık, bazen tartıştık, ama ne olursa olsun işi tatlıya bağladık ve birbirimizi asla kırmadık. İşte böyle süregeldi Mustafa'yla dostluğumuz...

Mustafa, tipinden umulmayacak kadar çalışkandır. Hiç sesi çıkmadığı için onun derste olup olmadığını anlayamazsınız. Eğer kafanızı uzatıp da bakarsanız, onu, ya büyük bir dikkatle dersi dinlerken ya da not alırken görürsünüz. Takdir almayı başaran yegane arkadaşlarımızdandır. Kendisini dışarda gezerken görme şerefini şimdiye kadar kimse elde edememiştir. En ön sırada oturduğu için Mustafa'nın öğretmenlerle de muhabbeti iyidir. Özellikle din hocalarıyla arasından su sızmaz. Bizler din yazılılarında kopye çekip günaha girereken, onun sevap defterinin kabardığı kesindir. (Belki bize kopye vermekle o da günaha giriyordur. Ama muhtaç olanlara yardım elini uzatmak (!) günah değildir ki...)

Mustafa'nın bir sır gibi olan iç hayatını birazcık aralamak için sorduk soruşturduk ve çok kıymetli bilgiler elde ettik:

Sorduk, tanımayan çıkmadı. Böylece arkadaşımızın geniş bir öğrenci kitlesine nüfuz ettiği anlaşılmış oldu. Mustafa'nın entel takılmaktan hoşlandığını Fransızca kusursuz olarak "Je parle Français" (Fransızca konuşuyorum) diyebildiğini, edebiyat alanında uzmanlaştığını ve hatta amatör olarak gazete yazarlığı yaptığını öğrendik. Bu arada bazı münasebetsizler arkadaşımızı herbivar bir canlıya benzettilerse de, bu benzetmenin ne boyutta olduğunu çıkaramadık. Çok yakın bir arkadaşı ise şunları söyledi: "Eğer kalem çevirmede bir dünya şampiyonası yapılırsa favorim Mustafa'dır. Onu seyretmekten ders dinleyemiyorum."

Mustafa'nın bir zamanlar voleybola merak sardığını, ancak bir süre sonra "Kapalı yerler beni sıkıyor." diyerek futbol topu peşinde koşmayı tercih ettiğini de bu arada öğrendik. Mustafa'nın futbol yeteneği konusunda o kadar çok şey duyduk ki, hangisine inanacağımızı şaşırdığımızdan kendisine sormaya karar verdik. Mustafa'ya "Futbol.." der demez, lafı ağzımızdan aldı ve anlatmaya başladı: "Abi, bu iş Allah vergisidir. Herkes beceremez. Bak geçen gün ne oldu: Maç yapıyoruz. Bizim oğlanlarda hiç iş yok iyice sinirlendim. Aldım topu. Bir çalım, iki çalım derken baktım kaleciyle karşı karşıyayım. Zavallı çocuk diz çökmüş ağlıyor. Acıdım garibe ve attım topu dışarıya..." Mustafa bunları anlatırken arka sıralarda oturan sevimli bir arkadaşımız "At Mustafa at! kalede ben varım!" diye bağırınca sohbetimiz büyük bir kovalamacayla sona erdi.

Seni bu satırlara sığdırabildik mi bilemiyoruz. Ama ileride seni hatırladığımızda ateşli tartışmaların, kızaran kulakların, sırrını bir türlü anlayamadığımız edebiyat sevgin gözlerimizin önünden gitmeyecek, hafızalarımızdan silinmeyecek.

Dileğimiz Hacettepe Tıp'ı kazanıp ileride mükemmel bir doktor olarak seninle - bu günlerde olduğu gibi - övünebilmemizi sağlaman. Bizleri ve bugünleri unutma!

Mustafa Arıcı sayfasının taranmış hali