Sühan Ayhan
Eğer bir gün yolunuz 6-TAB-F'ye düşer de kulakları okşayan tatlı bir melodi duyarsanız, hiç tereddüt etmeden bunu çalanın Sühan olduğuna inanabilirsiniz. Tamamen kendine özgü olan sesi gibi, Sühan'ın herkesi dehşete düşüren gözlerinin üstünde, alnını bir uçtan bir uca, üçüncü bir Boğaz Köprüsü gibi birleştiren kaşları ve sağlam bir tarak bulamadığı için ancak ıslakken tarayabildiği, rüzgarda bile bozulmayacak derecede sert saçları da, onun en belirgin özelliklerindendir.
Gitarla henüz üç aylıkken değil de, onbeş yaşındayken, nota bilmeden tanışmasına rağmen oldukça yetenekli olduğunu bizlere kanıtlamış; müziğe olan sevdası, onun bu kadarla da kalmasını engellemiştir. Sühan, aynı zamanda org, ağız armonikası, kontrbas, tumba ve radyo gibi her türlü müzik aletini büyük bir başarıyla çalmaktadır.
Gitar çaldığı zaman çevresini bir anda saran hayranlarının büyük çoğunluğunu nedense okulumuzun güzel kızları oluşturmaktadır. Bu kişilerin Sühan'ın billur sesine mi, uzun boyuna mı, yoksa ona vurmalı çalgılarda eşlik eden sıra arkadaşı Mesut'a mı hayran oldukları hâlen anlaşılamamıştır.
Çene yarışında kesinlikle Mesut'tan geri kalmayan Sühan'ın uzay araçlarına düşkünlüğünü bu yıl öğrenmiş durumdayız. Sühan, hiçbirşey yapmadı mı sırayı bacaklarıyla kaldırarak etrafa (daha doğrusu, düşmanı Mesut'a) ateş açmakta; böylece kimya dersleri hafiften science-fiction havasına bürünmektedir.
Rivayete göre Sühan, Biyoloji ve Hayat Bilgisi derslerini çok sevmekte; Dire Straits, Men at Work ve Barış Manço dinlemekten büyük zevk almaktadır. Azılı bir Barış Manço hayranı olan Sühan'ın sayesinde hepimiz Barış'ın bilumum şarkılarını öğrenmiş bulunuyoruz.
Zayıf görünümüne rağmen, "eski oburlardan kim kaldı" felsefesini şiddetle benimseyen Sühan, elma yemeyi gereğinden fazla sevdiği için elmayı hiçbir artık bırakmaksızın (hatta çekirdeklerini bile) yemesiyle tanınır. Kamuflaj konusunda da oldukça bilgili olan arkadaşımız, aldığı yiyecekleri, kantinin en ücra bir köşesine sinip yemeyi bildiğinden, karnını tıka basa doldurana kadar ortaya çıkmaz.
Çok iyi bildiği İngilizceyi çocukluğunu geçirdiği Danimarka'da öğrendiğini iddia etmesine rağmen, Sühan'ın resmi dili Danimarkaca olan bu ülkede nasıl İngilizce öğrendiği tartışma konusudur.
Sühan, gerek izleyici, gerekse uygulayıcı olarak sporla yakından ilgilenmektedir. Fanatik bir Fenerbahçeli olarak, iyi futbol oynamayı kendine borç bilmekte ve bunu az çok başarmaktadır. Uzun boyunu basketbol potaları altında değerlendiren ve çok iyi yüzen Sühan'ın Ankara Tenis Kulübünde köklü bir geçmişi olmasına rağmen henüz masa tenisi oynamaktan ileri gidemediği söylenmektedir.
Sühan, bizlerden bir yaş küçük olmasına rağmen aramıza girmekte ve bizlere adapte olmakta hiç zorluk çekmemiştir. Neşeli, güleryüzlü, esprili ve sevgi dolu bir karaktere sahip olan arkadaşımız, Eray'ın soğuk esprilerine gülen yegane kişi olması nedeniyle diğer arkadaşlarından çok büyük tepkiler almıştır. Zoru başarmayı ve çalışmayı sevdiğini (!) Biyoloji kolunu seçmesinden anlayabileceğimiz Sühan, insanları ve güzel olan herşeyi sevdiğini çevresine her fırsatta duyurmuştur.
İleride yetenekli ellerine canımızı feda (!) edebileceğimiz bir doktor olması en büyük dileğimizdir. İnanıyoruz ki; Sühan, en umutsuz hastalarını bile okşayıcı sesiyle iyileştirmesini bilecektir. Bol besteli, müzikle dolu günler sana...
