6-MAT-A · NO. 618

Seza Danışoğlu

Eğer güneşli, güzel bir bahar gününde Anadolu Lisesi sessiz, sakin ve huzurlu ise Seza o gün okula gelmemiştir ya da o sırada yemek yiyordur. Anlayacağınız gibi son derece hareketli olan Seza, içindeki yüksek potansiyel enerjiyi okulda kinetik enerjiye dönüştürerek hoplar, zıplar (kendi bunları dans olarak niteler), koşar, coşar ve yakınlardaki bir hocaya yakalanana kadar bu hareketlerine devam eder. Hareketlerini şarkılarıyla süslemesi de en belirgin özelliğidir. Ancak Seza'nın müzik konusundaki çalışmaları bununla bitmez. Okul korosundaki alto yokluğu yüzünden Polonya'da yapılan bir yarışmaya da gitmiş, anne baba ve sınıf arkadaşlarının bütün ısrarlarına karşın Onlar'ı hayal kırıklığına uğratıp geri dönmüştür. Polonya'nın etkisiyle arasıra "spuçnik" "nazdırovye" gibi laflar bağırarak sınıfa girer ve arkadaşları dayanma güçlerini en son noktasına kadar zorlayıp dışarı çıkarlar.

Şarkı söylemediği zamanlarda çevresinde oluşan arkadaş grubu sınavlarda sınıf sınırlarını zorlar. Yani sizin anlayacağınız Seza, yazılılara büyük bir bilgi potansiyeliyle girer. Sınav sırasında Seza'nın yakınlarında oturanlar sınav sonrası bir kat daha minnettar olarak kalkarlar yerlerinden. Ancak bu potansiyel kimi arkadaşlarınca yanlış anlaşılmış, hatta bir keresinde 1 Nisan'da kendisine küçük bir çan hediye edilmiştir. O bu olayı büyük bir olgunlukla karşılamış ve "Daha büyüğü yok muydu?" gibi tarihi sözler sarfetmiştir.

"Arkadaşlarının" hepsine büyük bir sevgi besleyen Seza, bu sevgisini yapılan olur olmadık her espiriye gülmesiyle gösterir. Ancak, tüm bu iyi yaklaşımlarına karşılık Seza'nın böcek ve sinek gibi yaratıklara karşı hiç de sempati beslemediğini

bilen bazı arkadaşları, ne rastlantı ki, bir kaç yıldır sinek ve böcek beslemeye başlamışlardır. Seza, tek çocuk olmasının doğal bir gereği olarak bir kardeş gereksinimi içine düşmüş ve Levent Arslan'ı kendi kardeşi, hatta biraz daha ileri giderek "bebeği" olarak görmeye başlamıştır. Seza, Levent'i çok sever ve O'nu şeker, çikolata cinsi şeylerle sürekli besler.

Ancak bir zaman gelip de işin içine velilik girdiği zaman Seza, tüm sınıfın vasiliğini üstüne almakta hiç duraksamaz; ayırdetmeksizin güzel yazısını herkesin her türlü dilekçesi üzerine aktarır. Yine bu güzel yazma yeteneği yüzünden ortaokuldan beri sınıfın tüm angarya işleri O'nun üzerine yıkılmaktadır.

Seza teneffüslerdeki büyük hareket yeteneğini derslerde söz yeteneğine çevirmekte, konuşma temposu ve miktarı ile hocaları çileden çıkartmaktadır. Bu durum çoğu kez Seza konuşmaya başlamadan hemen önce hocalarımızın " az ve öz, Seza, oldu mu?" diye uyarıda bulunmalarına neden olmuştur.

Biraz önce de belirtmiştik. Seza'nın arkadaşlarıyla çok canlı, içten ilişkileri vardır. O kadar ki hızını alamaz bazen Onları (erkeler dahil) dövmeyi dener. (Bilindiği gibi Seza bir "kız")

Küçük şeylerden mutlu olmasını bilen ama yine küçük kötülüklerle mutsuz olabilen Seza mız için, şimdi, en son sözümüzü söyleyelim:

Seza olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan bir kızdır; değil mi? (Doğru sesleri)

- Seza iyi bir iş kadını olabilir mi? ("Olabilir" sesleri)

- Seza iyi bir eş, iyi bir anne olabilir mi? (Eşi ve çocukları için altı yedi yıl sonra" sesleri)

Galiba haklılar. Çünkü biz de Seza'yı altı yedi yıl sonra anlayabildik.

Güle güle karakız. NOT: Seza için yazılanları lütfen yüksek sesle, hatta ortamınız uygunsa bağıra bağıra okuyun. Çünkü Seza bağırarak konuşmaya tutkundur.

Seza Danışoğlu sayfasının taranmış hali