6-TAB-F · NO. 46

Ahmet Baran Önal

İşte okulumuzun hemen hemen tüm bireyleri özellikle de kızları tarafından çok iyi tanınan renkli bir kişilik. Ancak Cicero'nun "İnsanların düşüncesi Zeus'un onlara verdiği değişik gün ışıklarına benzer" sözünü doğrularcasına bir gün esmerleri ertesi gün sarışınları beğenmesi yüzünden arkadaşları için sık sık bir espiri, kalbi kırık kızlar için de bir üzüntü kaynağı olmaktan kurtulamamıştır.

O'nu soran kızlara Gökhan – Yakışıklı değilmi? Eh olacak o kadar Altı senedir yanımda oturup da benden birşeyler kapmaması mümkün değil " cevabını verir. Fakat okul ve Kolej camiasında tanınmış olmasında yakışıklılığının yanında basketbol denilen gavur icadını iyi oynamasının rolü büyüktür. Basketbola nasıl başladığı kesin olarak bilinmese de yapılan araştırmalar sonucu Baran'ın top ve potayla karşılaşmasının ilkokul sıralarına kadar uzandığı ortaya çıkmıştır. Beden eğitimi öğretmeninin, basketbol oynayacaklara rüşvet olarak elma şekeri teklif etmesi üzerine Baran'ın kendini birdenbire basketbola verdiği rivayet edilmektedir. Anadolu Lisesi'ne girdikten sonra Halil Hoca tarafından ikinci defa keşfedilerek basketbol takımına giren Baran mezun olacağı bu seneye kadar da basketbol takımlarının iki Türkiye şampiyonluğuna imza atan oyuncuları arasında yer almıştır. Ayrıca bir gafletanında, kapısından içeri girmek hatasında bulunduğu Ankara spor camiasının güzide kulübü P.T.T. EM'den hâlâ yakasını kurtaramamıştır.

Sakın Baran'ın fiziki görünüşüne aldırıp midesi ile arasının kötü olduğunu iddia etmeyin, yanılırsınız. O, hergün okulda yaklaşık bir ekmek büyüklüğündeki sandviçleri midesine indirmektedir. Ayrıca annesinin Baran'a yemek yetiştirmek için mutfakta yatıp kalktığı da söylenmektedir. Okul, dersane, antremanlar ve maçlar arasında geçen sürekli bir kosuşturmanın sonucu olsa ki yedikleri vücudunda en ufak bir iz bile bırakmamakta, bu da özellikle kız arkadaşları arasında büyük bir kıskançlığa neden olmaktadır.

Kaza eseriyle de olsa Baran'ın herhangi bir defterini okumaya yeltenmemek gerekir çünkü yazısı Mısır hiyeroglifine rahatlıkla beş çeker. Defterindeki karalamaları - yazısını - bazen kendi bile çözemez. Allah'tan dersleri yazısı kadar kötü değildir. Her ne kadar bazı sınavlarda Gökhan'ın ensesinde boza pişiriyorsa da genelde sınavları tek başına yapmayı tercih eder. Sınıfta oldukça sakinse de azdığı zaman yanında durulmaz. Sağa sola sataşır, espiriler yapar, biricik sıra arkadaşı Gökhan'ı sıradan düşürmeye çalışır, o güzelim (!) kahkahasıyla etrafa neşe saçar. O, iğrenç olmasına rağmen iyi bir zamanlama yapılarak atılan kahkaha, sınıfı bir anda güldürürken, bazı öğretmenlerimiz sinirlendirir. Fakat, arkasında oturan Ali'ye benzetilmesi sebebiyle, gülüşünün ardından, "O ne biçim gülüş Ali?" sorusunu alarak yediği haltın sorumluluğuna Ali'ye devreder.

Dersanede ise tüm ilgisi Dilay üzerindedir. Her ne kadar arkadaşlıkları sınıf üyeleri tarafından yanlış yorumlansa da elele ders dinlemelerinin tek sebebi Ahmet Abi'nin anlattığı "ısı iletkenliği" konusunu daha iyi anlayabilmektedir.

Yedi sene boyunca okulda hemen hemen herkese tanıtmış ve sevdirmiştir Baran ilerde en çok görmek, en az unutmak istediğimiz kişilerin başını çeker. Arkadaşlığıyla davranışlarıyla, sevgisiyle hepimizin kalbine yerleşmiştir. Kira sorunu olmadığından uzun yıllar orada kalacağa benzer.

Ahmet Baran Önal sayfasındaki diğer görsel
Ahmet Baran Önal sayfasının taranmış hali