6-TAB-F · NO. 1205

Işıl Aykulu

Mustafa ve Levent'in diş gıcırtıları, sınıfın öteki ucundan bile duyulmaktadır. 6 yıldır Fransız alfabesini ezberlemekten öteye gidemeyen bu arkadaşlarımız, Işıl'ın gene anlaşılmaz bir soruya verdiği anlaşılmaz cevap hakkında pek iyi şeyler düşünmüyorlar. Işıl birçok arkadaşımız gibi Fransızcaya Fransız kalmamış, bu konudaki yeteneğiyle bir otorite haline gelmiştir. Yabancı dillerdeki başarısını İngilizce'de de sürdüren Işıl, bizleri kalın sözlükler taşıma derdinden kurtarmıştır.

Sınıfımızın hızlı simalarından olan Işıl, sık sık, doğmadan önce içinde bulunduğu rahat ortamı hatırlamakta ve bu nedenle günün 8 saatini uyuyarak 4 saatini "yediklerine dikkat ederek", 12 saatini de oturarak geçirmektedir. Okulda sabah oturduğu sırasından bazı zorunlu ihtiyaçları dışında kalkmayan bu tatlı arkadaşımız, boş vakitlerini ve derslerini test çözerek değerlendirmekte ve üniversiteye girmek için çalışmaktadır.

Günboyu metabolizmasını bazal boyutta tutmasıyla da dikkati çeken Işıl'ın bu özelliğini, deprem, sel, yangın gibi doğal afetler dışında sürdüreceği hipotezi oldukça yaygındır. Fakat, Işıl'ı daha üç hafta önce bahçede dolaşırken gördüğümüzden, bu hipoteze inanmıyoruz; üstelik Işıl, Özlem - Hija - Hülya'yla oluşturduğu tetrat sayesinde bol bol çene sporu da yapmaktadır. Bütün gün boyunca koyu bir sohbete giren bu arkadaşlarımızdan yorulanların yerini almak için kardeş sınıftan Ayşe ve Banu'nun yedekte hazır beklemesiyle, bu grup genişlemektedir. Konuşulacak bu kadar şeyi nereden bulduklarını araştırmaya kalkanların bitkinlikten uyuyakalması ise bu konuşmaların ne kadar dinlendirici olduğunu göstermektedir.

Entel takılan nadir arkadaşlarımızdan olan Işıl, bale, tiyatro, konser gibi sanatsal etkinliklerin baş seyircisi olmuş, müzik alanında dinleyiciliği doyurucu bulmayarak, yüksek seviyeli kaliteli müziği bulmak için telli çalgılardan gitarı öğrenmiştir. "Belki kaybolur" ümidiyle ailesi tarafından Avrupa'ya yollanan Işıl, geri döndüğünde özellikle babasını ve arkadaşlarını büyük hayalkırıklığına uğratmıştır. Döndüğünde genişlemiş kültürü ile edindiği izlenimlerini modern Evliya Çelebi (!) olarak "Gittim, gezdim, gördüm..." adlı kitabında toplamış, bu kitap dünya dillerine çevrilerek sayısız baskı yapmıştır.

Geçen seneler, kavanozda getirdiği karnıbahar, kereviz, pırasa gibi zerzevat çeşitlerini elma ve havuca çeviren Işıl, bu sene, limonlu havuç, sade havuç, enine dilimlenmiş havuç, boyuna dilimlenmiş havuç ve dilimlenmemiş havucu en sevdiği yemekler olarak ilan etmiştir.

Candan ve samimi kişiliğiyle dikkati çeken Işıl, sohbetlerimize pembe ve kırmızının değişik tonlarını alan çehresi, fosforlu yeşil atkısı, parlaklığıyla geçici körlüklere neden olan siyah çizmeleriyle ve yanından hiç eksik etmediği selpaklarıyla renk (!) katmış, fakat yapılan espriler nedeniyle kısa sürede üştüp, hastalanmıştır.

Ağırbaşlılığı, karamsar anlarında sessiz, mutlu anlarında neşeli olan kişiliğiyle hatırlayacağımız Işıl'a doktor olarak sürdürmek istediği hayatında, hep mutlu olması, bütün istediklerine kavuşması ve bizi hiçbir zaman unutmaması dileğiyle.

Işıl Aykulu sayfasının taranmış hali